RSS Besleme

Monthly Archives: Kasım 2010

Pankart açmak 15 aydan başlıyor..

Posted on

Genç Sivillere ait bir yazı..

28 Kasım Pazar günü 11.30’da Dolmabahçe Müzesi girişinde buluşarak, İTÜ’lü öğrencilere pankart açtıkları için verilen 15 ay hapis cezasını protesto ediyoruz.

 

Bugüne kadar, onlarca yerde yüzlerce pankart açmış biz Genç Siviller olarak, İTÜ’deki gençlerin, başbakanı protesto etmek amacıyla pankart açtıkları için 15 ay hapis cezası almasından fena halde rahatsızız.

Bir şiir okuduğu için, belediye başkanıyken Tayyip Erdoğan’ı 4 ay hapse mahkum etmiş Türk yargısı, bugün de başbakanı protesto etmek için pankart açan İTÜ’lü öğrencilere 15 ay hapis cezası verdi.

Herkes, her türlü görüşünü ifade etmek için, şiddet içermeyen eylem yapma hakkına sahiptir. Biz bu hakkımızı defalarca kullandık. Sesimizi duyurduk. Düşüncelerimizi paylaştık. Zaman zaman sözlerimizle muhataplarımızın canını acıttık. Bunu yaparken tek güvencemiz demokrasinin çıtasının yükselmiş olmasıydı. Fakat, İTÜ’lü öğrencilere verilen bu ceza hepimizin cesaretini kırmıştır.

Biraz ilerimizde toplantı yapan başbakan ve rektörler, üniversitelerin birer özgürlük adası olmasını sağlamalıdır.

Biz, üniversitelerimizde başbakanın alkışlanmasının da, protesto edilmesinin de artık normal olmasını diliyoruz.

GENÇ SİVİLLER

Reklamlar

"Donunu da çıkar!" emri veren 'komutan'

Posted on

askerleranlatiyor.blogspot.com‘da okuduğum bir çarpıcı yazı daha..

2010 yılı Kasım ayında yaşanan bir olayı anlatacağım. İstanbul’da, Cevizli’de uzun dönem askerlik yapan bir asker arkadaşımdan yakın zamanda dinlediğim bir olayı anlatmak istiyorum. Olay arkadaşımla aynı taburda olan bir askerin başına geliyor.

Bir üsteğmen bölüğe eğitim yaptırıyor. Askerlerden biri botunu tam olarak bağlamamış. Üstteğmen bu askeri öne çıkarmış ve botunu bağlayana kadar bölükteki askerlerin şınav pozisyonunda beklemesini söylemiş. Bir asker dayanamamış ve şınav pozisyonunda iken bir bacağından yardım almış.

Olay bundan sonra yaşanıyor….Üsteğmen bunu görünce o askeri öne çıkarmış ve soyunmasını söylemiş. O soyunana kadar arkadaşımın da dahil olduğu diğer askerler şınav pozisyonunda beklemişler. Asker iç çamaşırı (kilot) kalana kadar soyunduktan sonra “giyinebilir miyim komutanım” diye sormuş. Üstteğmen ise ona “donunu da çıkar” diye emretmiş. Asker itiraz etmiş biraz, ama üstteğmen diretince çıkarmak zorunda kalmış. Bundan sonrası daha da vahim! Askerler arkadaşları utanmasın diye başlarını çevirmiş, üstteğmen ise askerlere dönüp “bakın lan” demiş. Askerler de çırılçıplak kalan askere bakmak zorunda kalmışlar.

Arkadaşım diğer yaşadıkları olaylar yanında bunun çok da abartılacak bir şey olmadığını da söyledi. Askerlik demek ki böyle bir şey!

O üstteğmene ne mi olmuş? Tabii ki hiçbir şey! Bölük komutanı olayı kapatmış.

Coşkun, askerin bize ulaşan arkadaşı

Kulak kesilmek gerek..

Posted on

4 ay önce peruk takarak Dikey Geçiş Sınavı’na (DGS) giren iki yıllık Açıköğretim İlahiyat Fakültesi öğrencisi Gülsüm Coşkun’un (23) sınavı iptal edildi. Sınav kaydı ‘yok hükmünde’ kabul edilen öğrencinin karşılaştığı muamelenin gerekçesi tam bir karamizah örneği.

Coşkun’un TBMM’ye yaptığı başvuruyla ortaya çıkan skandalda, iddiaya göre sınav salonundaki öğrencilerden sadece peruk takanların ‘kulak’larını göstermeleri istendi. Kulağı görünmediği gerekçesiyle Gülsüm Coşkun’un bilgileri sınava hiç girmemiş gibi kayıtlardan silindi.

4 yıllık bir programa geçiş için DGS’ye başvuran Coşkun, sınavda yaşadıklarını şöyle anlattı: “4 Temmuz günü Üsküdar Cumhuriyet Lisesi’nde DGS’ye girdim. Sınıfları gezen bir gözetmen diğerlerine, peruk kullananların kulaklarını açtırmalarını söyledi. Ancak saçları uzun olan diğer öğrencilerden aynı şeyi talep etmediler. Ben de böyle bir ayrımcılığa hakları olmadığını söyledim ve sınavıma devam ettim. Gerçeği sınav sonuçlarının açıklandığı 8 Ekim günü öğrendim. İnternetteki sonuçlar listesinde kaydım yoktu. Sınavım iptal edilmişti.”

Başvuru üzerine YÖK’e müracaat ederek bilgi isteyen TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman, “Olay, insan hakkı ihlali için ibret verici bir örnektir. Bu işin takipçisi olacağız.” dedi.

Peruk taktığı için daha önce de sınavı iptal edilen genç kız tepkisini, “Bize, ev hanımı olmamız ya da dikiş kursuna gitmemiz reva görülüyor. Eğitim hakkımızın engellenmesi birçok arkadaşım gibi benim de psikolojimi bozdu.” sözleriyle dile getirdi.

Askerlik vatan borcu mu?

Posted on

askerleranlatiyor.blogspot.com‘dan okuduğum bir yazıyı paylaşıyorum.

2008 senesinde Kayseri Jandarma Bölge Komutanlığı’nda kısa dönem askerlik yaptım. Aslında karakter icabı askerliği seven bir yapım var. Acemi askerlik eğitimi aldığımız dönemde askerliğin gerekliliklerini yerine getirmek için elimden geleni yaptım ve sağolsun komutanımızın çok değerli iltifatlarına mazhar oldum. Özellikle yemin töreninde tüm kısa dönemler adına konuşma yapmamdan sonra komutanın “Sizin oğlunuz zaten doğuştan askermiş bizim ek bir şey yapmamıza gerek kalmadı” demesi babamı çok duygulandırmıştı.

Fakat usta askerlik döneminde gördüklerim işin içyüzünün hiç de dışardan göründüğü gibi olmadığını anlamamı sağladı. Acemi döneminden sonra 4 ay boyunca askeri gazinonun resepsiyonunda görev aldım. Dürüst olmak gerekirse bir üst kademede bağlı olduğumuz başçavuş komutanımız bizlere bir baba kadar şefkatli ve iyi davrandı. İşini hiç ihmal etmedi ama bizleri de hiç ezdirmedi. Lakin görevim icabı şahit olduklarım gerçekten çok acıydı. bir kaçını kısaca anlatmak isterim.

Görev yaptığımız tesiste tüm astsubay ve düşük rütbeli muvazzaflar için yemek salonu vardı. Fakat üst rütbeliler burada yemeyi istemedikleri için kendilerine ayrıca bir “Subay Salonu” tahsis edilmişti. Bunun yanında ayrıca alay komutanının bir salonu vardı, bunlardan ayrı olarak bölge komutanının da ayrı bir salonu vardı. Dikkatinizi çekerim: Bu salonlar görev yaptıkları ofisler değil sadece yemek yemek için ve misafirlerini karşılamak için kullandıkları VIP salonlarıydı.

Son derece lüks ve çok da geniştiler. İçlerinde birden fazla deri koltuk takımı, son derece pahalı içkiler ve Güney Amerika’dan getirtilmiş purolar vardı.Tesislerde bulunan tenis kortlarını, hobi bahçelerini, özel berberleri, ütücüleri, lüks konaklama odalarını, granit resepsiyonları bir kenara bırakalım, hadi bunlara normaldir diyelim… Fakat üç dört tane VIP salonuna ne gerek vardı anlayamamıştım. Bir tane prestijli VIP salon yaparsın, alay komutanı da, bölge komutanı da aynı salonda misafirlerini karşılar. Yazık, gariban askerler de yemek vaktinde hangi salona hizmet vereceklerini şaşırıyorlardı. Daha buna benzer yüzlerce israf anlatılabilir.

Paşanın Oğlu

Bir gece saat 23:00 civarıydı. Ben o saatlerde gece görevlisiydim. Diğer kısa dönem arkadaş da servis şefiydi. Sabahın köründen beri çalışmış ve o gece vaktinde işini ancak bitirmiş, bir an önce koğuşa gidip dinlenmek istiyordu. Çünkü ertesi sabah tekrar erkenden görevine devam edecekti. Tam çıkacakken paşanın oğlu alaya giriş yaptı ve gazinoya geliyor diye haber geldi. Hemen VIP salon hazırlandı.

Arkadaş daha uzun vakitler gazinoda kalacağını anlamıştı ve morali bozuldu. Paşanın oğlu geldiğindeki manzarayı görseniz askerlikten soğurdunuz. Saçlar jöleli, ağzında sakız. Yanında birkaç erkek arkadaşı ve birsürü kız vardı. Parti yapmaya geldikleri ellerindeki biralardan belliydi. İlk sözleri şu oldu: “Asker, şu biraları dolaba koy, soğuyunca getirirsin. Bir de kantini aç, bize biraz cips-çerez getir.” Read the rest of this entry

Savaşma Konuş! diyen beş yüz bin radikalden biri de benim

Posted on

Türkiye 30 yıldır Türk’ü ve Kürt’ü ile suskun. Artık Türk-Kürt birlikte ‘Savaşma konuş’ diye haykırma zamanı.

Kürt sorununda tarihi bir dönemeçteyiz.
PKK Taksim saldırısını üstlenmedi, belki de üstlenemedi…
Dahası ‘eylemsizlik’ kararını Haziran 2011’e kadar uzattığını açıkladı.
Herkesin kafasında aynı soru:

“Saldırıyı yapan PKK değilse kim?”
Emniyet PKK’dan kopan gruplardan şüpheleniyor.
Türkiye, devletin içine çöreklenmiş çetelerden, yaygın tabiriyle ‘derin devlet’ gerçeğinden sonra şimdi de ‘derin PKK’ gerçeğiyle yüzleşiyor.
***Böylesi ortamlarda savaşmak, savaşın diliyle konuşmak kolay.
Zor olan “Savaşma konuş” diyebilmek, silahların gölgesinde ‘barışın dili’ni egemen kılmak.
Türkiye yaklaşık 30 yıldır süren kanlı savaşı, terör ve şiddeti ya susarak ya da karşılıklı suçlamalar yaparak izliyor.
Oysa artık ne susmak işe yarıyor ne de suçlamak.
Dış güçler, iç güçler, çeteler, örgütler, savaştan beslenenler…
Şimdiye kadar ya onlar konuştu ya da onlar konuşuldu.
Peki ya bu ülkenin barışa susamış makul insanları, acılı anneler, bağrı yanık babalar, işini, aşını, geleceğini kaybeden gençler onlar ne zaman konuşacak?
***
Türkiye, 30 yıldır Türk’ü ve Kürt’ü ile suskun.
Oysa artık Türk-Kürt birlikte “Şavaşma konuş” diye haykırma zamanı.
Türkiye yıllar sonra ilk kez açıkça sorunlarını konuşmaya başladı.
Biraz olsun konuşulabildiği için saldırıyı yapan her kimse üstlenmekten bile korkuyor. Şimdi bu kirli savaşa cesaretle konuşarak karşı konulabileceğini gösterme anı…
Dün de yazdım. İspanya yaptı bunu.
Milyonlarca İspanyol sokaklara dökülüp hem şiddet hem de şiddet üreten politikaları lanetledi. Terör hâlâ tam olarak bitmedi ama o gün terör İspanya’da en büyük darbeyi yedi.
***
Terör sarmalındaki ne ilk ülkeyiz ne de son. Elbette her ülkenin deneyimi farklı…
Ama teröre asıl darbeyi vuran adım hep aynı. İspanya’da ETA’ya, İrlanda’da IRA’ya silahları susturtan o ülkenin cesur

insanları.
Türkiye, 30 yıldır Türk’ü ve Kürt’ü ile suskun.
Oysa artık susma değil, konuşma zamanı.
Sorunlarımızı konuşarak çözebileceğimizi, tamamını çözemesek de çözüm yolunda ilerleyebileceğimizi gösterme zamanı.
***
“Ne konuşulacak, kim konuşacak, nasıl konuşulacak?” Buna sizler karar vereceksiniz.
Biz bugünden itibaren bir ay boyunca neden konuşulması gerektiğini anlatacağız.
Gündemin kısır ve yüzeysel döngüsüne takılmadan “Savaşma konuş” diyen 500 bin radikal arayacağız.
‘Söz karşısında boynu bükülmüş, namlusu eğilmiş silahla’ tüm taraflara mikrofon tutacağız. İmza, öneri ve duyarlılığınızı bekleyeceğiz.
İspanya 1 milyon kişiyle silahları susturdu, Türkiye “Savaşma konuş” diyen 500 bin imzayla silahları üç beş aylığına değil bir daha konuşmamak üzere neden susturmasın?
Konfüçyüs’ü hatırlayın… Karanlığa küfretmek yerine bir mum da siz yakın.
www.500binradikal.com

Türkiye, AB'ye üye olacak

Posted on

Bağış, “AB’nin yolu herhangi bir ilimizden değil, TBMM Genel Kurulundan geçer. Genel Kurulda iktidar, muhalefet milletvekillerimiz el ele verdikçe Türkiye’nin AB yolculuğu çok daha hızlanacaktır” dedi.

Bağış, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda AB Genel Sekreterliğinin 2011 yılı bütçesininsunumunda, Hükümetin 2010’da da AB sürecindeki çalışmalara önem verdiğini, kararlı, ısrarlı ve planlı hamlelerle kayda değer ilerlemeler sağladığını söyledi.

Reformları salt AB üyeliği için değil, vatandaşların hak ettiği yüksek yaşam seviyesine kavuşmaları için yaptıklarını anlatan Bağış, AB üyeliğine yönelik kararlılıklarının devam edeceğini belirtti.

AB Genel Sekreterliğince Türkiye’nin katılım süreci için AB Stratejisinin hazırlandığını ve 4 Ocak 2010’da Bakanlar Kurulunda kabul edildiğini anımsatan Bağış, stratejilerinin birinci platformunu resmi müzakere sürecinin oluşturduğunu belirtti.

Bağış, müzakerelerin açılışından bu yana geçen süre içinde 13 faslın açıldığını, 1 faslın geçi olarak kapatıldığını anımsattı. Bağış, Aralık 2009’da çevre, Haziran 2010’da ise gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı fasıllarının müzakerelere açıldığına işaret ederek, her iki faslın daha önce açılan fasıllardan farklı olarak, müktesebatı son derece geniş alana yayılan, zor fasıllar olduğunu söyledi. Bağış, her faslın açılması için 27 AB üyesi ülkenin her birinin, yaptıkları çalışmalarla ikna edildiğini ifade etti. Read the rest of this entry

BDP, ittifak için CHP'ye iki şart koştu

Posted on

Selahattin Demirtaş: “Mesele dar bir çervede, son derece sığ bir yaklaşımla ele alınmamalı diye düşünüyoruz. Klasik bir seçim ittifakı şeklinde tartışılmamalı, biz bu şekilde tartışmadık. Bizim yaklaşımımız yüzeysel, gayrıciddi değil. Türkiye yeni bir anayasaya doğru gidiyor, bu kaçınılmaz artık ve kendi içinde bir dizayn süreci yaşıyor. Böylesi bir dönemde Türkiye’nin güçlü demokratik bir bloğa ihtiyacı var. Daha fazla özgürlük talep eden, demokratik olarak önünü açabilecek özgürlüklere daha geniş bir perspektifte bakabilecek; açlık, yoksulluk ve işsizlik sorununu çalışanların lehine çözebilecek sol, demokratik güçlü bir bloğa ihtiyaç var. CHP, kendini sosyal demokrat olarak tanımlıyor ama Türkiye’nin bütün önemli meselelerine bakışında ciddi eksiklik, yanlışlık var. Ana muhalefet partisi sosyal demokrat kimliğe bürünebilir; Kürt sorunu, inanç sorunu, ifade özgürlüğü sorunu, Alevilerin sorunları, emekçilerin sorunlarıyla ilgili demokratik bir bakış açısına kavuşursa bu demokratik bir bloğu da getirebilir. Seçim ittifakı da bunun bir parçası olabilir.

CHP, ÖDEP, EMEP, SDP, HAKPAR, HAS Parti gibi partiler, sendikalar, emek örgütleri sivil özgürlükçü anayasayı yapabilecek bir blok oluşturarsa, bu blog İtalya’daki gibi ‘Zeytin dalı’ gibi bir çalışma yürütebilse… Biz, ilkesiz bir seçim ittifakını tartışalım demedik. Son derece yüzeysel, süreci anlamayan, ilkesiz değerlendirmeler üzücü. Read the rest of this entry