RSS Besleme

Tag Archives: milletvekili

dikey geçiş sınavında adaletçilere çifte standart

Posted on

Ösym ve Yök ortak çalışmasıyla 2014 Dikey Geçiş Sınav’ında çeşitli değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerden biri var ki çok büyük tepki topladı. Açıköğretim Adalet bölümü mezunu ve öğrencilerinin tercihleri kısıtlandı. Yaklaşık 600 kişilik kontenjan DGS ile kayıt yaptırılmak üzere ayrıldı. Bu kontenjan ortadan bölündü. Açıköğretimliler 300 kişilik kontenjana sıkıştırılırken örgün öğretim adalet öğrencileri 600 kişilik kontenjanın tümünden yararlanabilir hale getirildi. Yıllarca süren kat sayı adaletsizliğini ortadan kaldıran bir yönetimin aynı adaletsizliği kendisinin yapması ne kadar da manidar değil mi? Herşeye manidar diyenlere sesleniyorum niye buna manidar diyen yok?
İstanbul Milletvekili Faik Tunay, açıköğretim mezunlarının tercih sorunu Meclis gündemine sordu
“İstanbul Milletvekili Faik Tunay, 19 Temmuz 2014 tarihinde yapılacak olan Dikey Geçiş Sınavı’nda Açıköğretim Adalet mezunlarının mağduriyetini el aldığı soru önergesini Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığına sundu.

İstanbul Milletvekili Tunay’ın, 19 Temmuz 2014 tarihinde yapılacak olan Dikey Geçiş Sınavı’nda Açıköğretim Adalet mezunlarının mağduriyet yaşayacağını dile getirdiği soru önergesi şöyle:

“Açık Yükseköğretim Yönetmeliği Madde:13 “Açıköğretim öğrencileri ile aynı öğretim programına göre örgün öğretim öğrencileri arasında öğrenci hakları bakımından fark bulunmadığı gibi her iki yoldan mezun olanlar eşit hak ve yetkilere sahip olurlar.”

19 Temmuz 2014 tarihinde yapılacak olan Dikey Geçiş Sınavı ÖSYM tarafından yapılacaktır.

ÖSYM’nin DGS sınav kılavuzunda şu ibareler yer almıştır: Dikey Geçiş Sınavı Kılavuzu, Tablo-1’de Yer Alan Yükseköğretim Lisans Programlarının Koşul ve Açıklamaları başlığı altında, Bk. 900 ile “Bu programı, örgün/uzaktan eğitim adalet ön lisans programından mezun olanlar/mezun olacaklar tercih edebileceklerdir. Açıköğretim adalet ön lisans programı ile adalet meslek eğitimi ön lisans programından mezun olanlar/mezun olacaklar (Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Adalet (Açıköğretim) ile Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Adalet Meslek Eğitimi Ön Lisans Programı ve Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Adalet (Açıköğretim) tercih edemezler. Tercih edip yerleştirilseler bile ilgili Üniversite tarafından programa kayıtları yapılmaz.”

Düzenlemeyle yükseköğretim lisans programlarının, koşullar kısmında Bk. Başlığı altında 900 kodu olanları sadece örgün ve uzaktan eğitim adalet ön lisans programından mezun olanlar tercih edebileceği belirtilmektedir.

Bu çerçevede;

1- Örgün/uzaktan eğitim adalet ön lisans programından mezun olanlar ile Açıköğretim adalet ön lisans programından mezun olanlar arasında, hakkaniyete aykırı olan ve Açık Yükseköğretim Yönetmeliği Madde:13’le de çelişen bu düzenlemenin iptal edilmesi konusunda bir çalışmanız olacak mıdır?

2- Anayasa’nın kanun önünde eşitlik başlıklı 10.maddesine aykırılık gösteren bu düzenlemenin gerekçeleri nelerdir?”

Türkiye, AB'ye üye olacak

Posted on

Bağış, “AB’nin yolu herhangi bir ilimizden değil, TBMM Genel Kurulundan geçer. Genel Kurulda iktidar, muhalefet milletvekillerimiz el ele verdikçe Türkiye’nin AB yolculuğu çok daha hızlanacaktır” dedi.

Bağış, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda AB Genel Sekreterliğinin 2011 yılı bütçesininsunumunda, Hükümetin 2010’da da AB sürecindeki çalışmalara önem verdiğini, kararlı, ısrarlı ve planlı hamlelerle kayda değer ilerlemeler sağladığını söyledi.

Reformları salt AB üyeliği için değil, vatandaşların hak ettiği yüksek yaşam seviyesine kavuşmaları için yaptıklarını anlatan Bağış, AB üyeliğine yönelik kararlılıklarının devam edeceğini belirtti.

AB Genel Sekreterliğince Türkiye’nin katılım süreci için AB Stratejisinin hazırlandığını ve 4 Ocak 2010’da Bakanlar Kurulunda kabul edildiğini anımsatan Bağış, stratejilerinin birinci platformunu resmi müzakere sürecinin oluşturduğunu belirtti.

Bağış, müzakerelerin açılışından bu yana geçen süre içinde 13 faslın açıldığını, 1 faslın geçi olarak kapatıldığını anımsattı. Bağış, Aralık 2009’da çevre, Haziran 2010’da ise gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı fasıllarının müzakerelere açıldığına işaret ederek, her iki faslın daha önce açılan fasıllardan farklı olarak, müktesebatı son derece geniş alana yayılan, zor fasıllar olduğunu söyledi. Bağış, her faslın açılması için 27 AB üyesi ülkenin her birinin, yaptıkları çalışmalarla ikna edildiğini ifade etti. Read the rest of this entry

gerçek halkı görmek

Posted on

Türkiye’nin nüfusu yetmiş milyon.

Bunun herhalde yarısı yani otuz beş milyonu kadındır.

Elimde bir araştırma yok ama bu kadınların en azından yirmi milyonunun başörtülü olduğunu Anadolu’yu gezen biri tahmin edebilir sanırım.

Bu yirmi milyon kadından hiçbiri milletvekili olamaz.

Bakan olamaz.

Başbakan olamaz.

Cumhurbaşkanı olamaz.

Bu, toplumun yaklaşık üçte birinin sadece “giyimi” nedeniyle yaşadığı ülkede hiçbir şekilde yöneticilik yapamayacağını ortaya koyar.

Sizce, yirmi milyon insanı sadece başlarına bağladıkları bez nedeniyle yönetimden dışlayan bir demokrasi olabilir mi?

Eğer bir ülkede yirmi milyon, yirmi bir milyon ya da on dokuz milyon ya da on sekiz milyon, kaç milyonsa işte, insanı yok saymaya kimin hakkı var?

Şimdi, bu yirmi milyon başı bağlı kadına hizmet etmekle görevli olan devlet, bu kadınlara “ben sizden hoşlanmıyorum, varlığınızdan memnun değilim, sizi asla devlet yönetimine kabul etmem” diyor.

Devlet, kendi halkını inkâr edebilir mi?

Milyonlarca başı bağlı kadın bu ülkenin bir “gerçeği” ise bu gerçek yokmuş gibi davranmak bit tür toplumsal şizofreni yaratmaz mı?

Kafalarda bir “Cumhuriyet kadını” var, onun başı bağlı değil, o zaman başı bağlı olanları görmeyeceğiz, varlıklarını inkâr edeceğiz, yönetimde hiçbir şekilde onlara yer vermeyeceğiz.

Bu devlet, kendi halkının gerçeğine kör.

Kendi “hayalinde” yarattığı bir halkın var olduğuna inanıyor ve herkesi buna inandırmaya çabalıyor.

Kafasından bir “halk” uyduruyor.

Olmayan bir halk.

Olan halkı ise görmemekte kararlı.

Onları “kamusal alan” dediği bir alanın dışında tutarak görünmez kılmaya, kendi kafasındaki hayale benzer bir “kamusal alan” yaratmaya çabalıyor.

Ama o “kamusal alan”, buradaki gerçek kamunun girebildiği bir alan değil.

Zırvalık denen şey budur işte.

Üstelik zırvalığı o noktalara kadar taşıyoruz ki “başörtülüleri” kamusal alana sokmadığımız gibi karısının başı bağlı olanları da o alanın dışında tutmaya çabalıyoruz.

Bu yirmi milyon kadının on beş milyonu evli olsa, on beş milyon koca eder bu.

Yirmi milyon başı bağlı kadın, on beş milyon da kocaları, toplam otuz beş milyon insan.

Türkiye’nin yarısı.

Devlet “bunlar yönetici olmasın” diyor.

Yöneticileri “öbür” otuz beş milyonun arasından seçeceğiz.

Küt diye ortasından yarıyoruz yani halkı.

Eşinin başı bağlı olan Abdullah Gül cumhurbaşkanlığına aday oldu diye bizim ordu “muhtıra”vermişti.

“Hayali bir halka” dayanılarak verilen o muhtırayı, “gerçek” halk da alıp ordunun suratına çarpmıştı seçimlerde.

Generaller çok şaşırmışlardı.

Sanırım “gerçek” halkın varlığından haberdar değillerdi, o insanları görüyorlardı ama onların gerçek olduğunu algılayamıyorlardı.

Bütün bu zırvalıklara rağmen Türkiye değişiyor.

Başörtülü kadınlar yönetime giremese de hiç değilse “kocaları” yönetime girebiliyor artık.

Türkiye için ne büyük gelişme.

Ama hâlâ CHP de, ordu da bu gerçeği tam içine sindirebilmiş değil.

CHP, Çankaya’da verilen resepsiyona gidecek mi gitmeyecek mi belirsiz, generaller ise “alternatif” bir resepsiyon yapıyorlar.

Böylece “kamusal alanda” başı örtülü bir kadının elini sıkmaktan kurtulacaklar.

Halkının yarısını reddeden ordu nasıl “halkın ordusu” olacak, halkının yarısını kamusal alanda görmek istemediğini açıklayan CHP o halktan nasıl oy alacak da iktidara gelecek?

Bütün bunlar bitecek elbette.

Şimdi bu saçma sapan tartışmalarla uğraştığımıza bakmayın, saçmalığın da bir “ömrü” vardır, bizim“cumhuriyetin” saçmalıkları da ömrünü hitama erdiriyor artık.

“Başörtülü kadının elini sıkmam” diyen “modern irtica” ya bir yıl daha devam eder ya da iki yıl.

Generaller de CHP’li yöneticiler de “gerçek halkı” görür ve ona göre davranırlar.

Ya da gurbete gider kendilerine başörtüsüz bir halk ararlar.